Bok Böceği 🪲
O böcek miyim bu böcek miyim diye düşünürken son birkaç haftadır bok böceğine dönüştüm. Bok böceği deyince kendime değer vermiyorum ve kendimi bir bok kadar değersiz görüyorum sanılmasın. Bok böcekleri ekosistemimiz için bizim varlığımızdan daha gerekliler, onlara benzemek bir işin ucundan tuttuğumu hissettiriyor.
Bok böcekleri, boylarından birkaç kat büyük ve kendilerinden kat be kat ağır o minicik bokları yuvarlaya yuvarlaya sebzemize, meyvemize gübre sağlıyorlar. Bu kadar küçük bir böceğin maharetleri yanında bırakın da biraz nemalanalım. Mesela onların bu yükleri usanmadan belki sorgulamadan ‘sadece yaparak’ taşımaları, her gün kendime sorduğum onca sorunun ne kadar gereksiz olduğunu gösteriyor.
Kendime şunu sorup duruyordum; bu yaptıklarımın, bu işin amacı ne? Bu işte yolunda gitmeyen şeyler var ve ben kalakaldım yine, niye?
Kendimi sıkışmış hissettiğimi söylerken neden beni anlamak istemeyen bir insanın, beni anlamasına olan isteğimden ısrarla vazgeçmiyordum? Neden sorgulamadan sadece yapıp geçmiyordum? Neden bir şeyleri ‘doğru gelmese de sırf dendiği için’ yapmak benliğimi yese dahi orada durup çözüm üretmeye çalışıyordum, oysa çözüm çoktan o boku yuvarlamakken.
İşini yapıyorsan nasıl yaptığın kimsenin umrunda değil-miş. Peki benim gibi sürekli neden-sonuç ilişkisi kuran, analiz eden birisi için ya sonuçtan ziyade süreç önemliyse? O zaman bu bokları nasıl taşıdığım, nereye taşıdığımdan daha mı önemli oluyor?
Aslında ne nereye taşıdığım ne de nasıl taşıdığımdı soru; neden taşıdığımdı aslolan.
Madem boyumuzdan büyük bu bokları taşıyacağız, en azından seçtiğimiz bokları taşıyalım diyordum. Orada dahi bir nebze özgürlük arıyordum.
Bok böceğinin yolunda, Sishiphos’un izinde.
Saygılarımla.
